Devasa gazete başlıklarının altında Gazze'nin ölü çocuklarının "çarşaf çarşaf" resimleri; ortak vicdanımıza – varsa/varmışçasına – erişsin, dokunsun, iz bıraksın diye…
Çocuk sahibi olmanın evrensel olmasını dilediğim etkisi bu: Çocukların ölmesinin, çocukların anne babalarını kaybetmesinin, çocukların acı çekmesinin, değil görüntüsüne, düşüncesine bile katlanamıyoruz. Zihnimizde uyandırdığı görüntü, kıyaslama, çağrışım, kaçınılmaz, kendiliğinden, içgüdüsel. Başkalarının acılarına karşı benmerkezci bir yaklaşım bu, ama tam da bu bakımdan duygudaşlık kurmayı mümkün kılıyor.
Son günlerde hayata, insana, dünyaya dair değiştiremediğim, değiştiremeyeceğim ne varsa, kabul etmek, başa çıkmak, boyun eğmek adına yollar yöntemler uydurmaya çalışıyorum. Yoksa acı uzansan dokunabileceğin kadar gerçek oluyor, elini kolunu bağlıyor, içini kanatıyor. Burada yazıp çizmek, yöntemlerden biri sanki…
Bugün kendimi bir gazetenin baş sayfasında yıkık bir baba ile muhtemelen 2 ila 5 yaşlarındaki üç ölü çocuğuna bakarken buldum. Yırtık pırtık pijamalarına, ölümcül yaralarına, yüzlerine baktım. İçimden – elimden – "en hayırlısı" demek geldi.
Bu oğlan çocukları, dünyanın hallerinden – gerçeklerinden; doğdukları toprağın mahpusluğundan, yoksulluğundan, yoksunluğundan; daha fazla şiddete tanık olmaktan/maruz kalmaktan kurtuldular. Biz geride kalanların her gün "insanlık" denen şeyin gerçek yüzüyle karşı karşıya durma mecburiyetimizden…
Hiç gelmeyecek bir yardımı beklemek, anne babalarının çaresizliğine ve faydasızlığına tanık olmak, var oluşlarına ve yok oluşlarına karşı bunca vurdumduymazlığı anlamaya/anlamlandırmaya çalışmak, artık umut etmek zorunda değiller.
Dünya üzerindeki varlıkları kısa, önemsizdi. Yaşamlarının özenilecek, övülecek, övünülecek tarafı yoktu. Ama vardılar.
Sevindikleri anların sayısı belki bir elin parmaklarını geçmedi, ama sevinçleri, çocuk oldukları için sade, eksiksiz ve sınırsızdı.
Masumiyetleri yanlarına kâr kaldı.
Munzam zarar, muvazzaf güçler, misilleme, caydırıcılık, karşılıklılık sözcüklerini öğrenecek kadar yaşamadılar. Metalaştırma diye bir şeyi hiç duymadılar; metalaştırmanın nesnesi oldular. Onların BM salonlarında kapışan büyük oğlanlarınki gibi oyuncakları yoktu. Oyuncak, onlardı.
Kaçıp kurtuldular. Bize, onların kaderini kıskanmak düşer.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder